…öncesi

John Boyd

Kore ve Vietnam savaşlarını görmüş Amerikan Hava Kuvvetleri pilotu, analist, taktisyen.

Hava savaşı, daha doğrusu tüm çarpışma türleri (para piyasaları ve insan ilişkileri dahil) açısından ise milat.F-86F Sabre

Savaşa tamamen matematiksel bir açıdan yaklaşıp 2 düşman savaş aracı (Kore savaşı dönemi Amerikan F-86 Sabre X Rus Mig-15) arasındaki niteliksel farklılıkları, üstünlükleri ve eksiklikleri belirleyerek, bunlardan ne zaman, nerede ve nasıl faydalanılacağını ilk olarak Aerial Attack Study ve ardından Energy-Maneuverability (E-M) Theory isimli çalışmalarıyla görselleştirilebilirliğini ve doğal olarak da başkalarına kolayca öğretilebileceğini ortaya koydu.

Esas bombayı ise yukarıdaki çalışmalarına rağmen teoride, yani kağıt üzerinde, olması gerekenler ile gerçekte savaş esnasında gelişenlerin birbirlerinden niye farklılık gösterdiğini ifade etmek üzere geliştirdiği OODA Loop ile patlattı:

OODA Döngüsü

Basitleştirilmiş haliyle ismini İngilizce 4 kelimenin başharflerinden almıştır:OODA Loop

  • OBSERVE – Gözlemlemek
  • ORIENT – Yönelmek
  • DECIDE – Karar vermek
  • ACT – Harekete geçmek

Döngü çarpışma süresince sürekli işler,

Hiç bir zaman sona ermez, daimidir,

Her 2 taraf da döngünün içindedir, kimsenin kendisini soyutlaması mümkün değildir.

Mümkün olan tek “hile” döngüyü daha hızlı işletmektir. Bunu yapabilen tarafın çarpışmanın galibi olacağı garanti değildir, ancak kendisine sonuca etki edebilecek bir üstünlük sağlayacağı açıktır. Neticede döngünün başa dönme hızı kullanılan savaş aracının kabiliyetleri ile onu kullanan kişinin bilgi ve algı düzeyleri ile doğru orantılıdır.

The MiG-15, which bears a superficial resembla...
Image via Wikipedia

F-86 ve MiG-15 örneklerinde, E-M Teorisinin çeşitli performans kriterleri bakımından MiG-15 kağıt üzerinde F-86’dan üstün bir uçaktır.

Ancak hava savaşında üstün taraf kim ne derse desin F-86 ile uçan Amerikan Hava Kuvvetleri olmuştur.

Boyd bu olguyu F-86 pilotlarının, o zamanlar henüz daha farkında olmasalar bile, OODA’yı çok daha çabuk çevirmelerini şu nedenlere bağlamıştır:

  • Geniş ve ferah görüş açısı sağlayan kokpit ve kanopi yapısı sayesinde F-86 pilotlarının düşman uçakları daha önce görebilmeleri.
  • F-86’nın sahip olduğu hidrolik sistemlerin uçağı uçurmayı ve savaşmayı kolaylaştırarak pilotlarına sağladığı rahatlık.
  • Top atışıyla başka bir uçağı vurmak için pilotun yapması gereken hesaplamaları onun yerine F-86’nın mesafe ölçüm radarı, analog atış kontrol bilgisayarı ve nişangah sistemlerinin halletmesi; pilotun iş yükünün hafiflemesi.

it’s the man, not the machine.

Sırf bu özellikler bir savaş uçağını iyi yapmaya yetmeyebilir belki ama o anın koşullarında rakibinden daha iyi olmasına yetiyordu.

Kore’deki bariz üstünlüğün rahaveti ve elektroniğin jet savaş uçakları, silah ve sistem teknolojileri üzerindeki büyük katkısı sonucu, F-86 vb. gibi 2. nesil jet savaş uçaklarının türlerinin son örnekleri olduğunu düşünen üst düzey Pentagoncular, sonraki nesil jet savaş uçaklarının sadece uzun menzilli füzeler ve elektronik sistemler barındıran daha büyük, daha hızlı, daha uzun menzillere daha fazla yük taşıyan uçaklar olmalarını öngörürler. Bu düşünce biçimi doğrultusunda geliştirilen 3. nesil jet savaş uçaklarından top kaldırılır, sırf yüksek irtifalarda süpersonik uçuşa uygun olsunlar diye subsonic hızlardaki manevra yeteneğinden vazgeçilir (oysa yakın hava savaşının çok büyük kısmı alçak irtifalarda ve yavaş süratlerde geçmektedir), radar gibi bir sürü elektronik sistemi kokpitlere sıkıştırarak pilotların görüş açıları kısıtlanır, nasıl olsa artık top yerine füzeler varken yakın hava savaşı için pilotları eğitmeye de gerek görülmez….

Derken Vietnam’da ilk sınavına çıkan 3. nesil jet savaş uçağı olan ilk F-4 modelleri ile uçan Amerikan kuvvetleri ardı ardına kayıplar vermeye başlar. Durum o kadar vahim bir hal alır ki, Kore’de 10’a 1 olan Amerikan üstünlüğü Vietnam’da neredeyse 1’e 1’e dayanır. Nedenler çok çeşitlidir:

never take a knife to a gunfight.

  • F-4’lerin elektronik sistemlerini kullanması zordur, bir de üzerine sistemler savaş koşullarında sağlam çalışmazlar.
  • F-4’lerin esas silah sistemleri, yani havadan havaya füzeleri, teknolojik açıdan daha emekleme aşamasında olan bir silah sistemidir. Ne güvenilirliği ne de performansları, yeni nesil hava savaşı öngörülerinin beklentilerini karşılayacak seviyededir.
  • F-4’lerin esas amacı yüksek irtifadan uçan, nükleer mühimmat taşıyan uzun menzilli Rus bombardıman uçaklarını önlemektir. Vietnam’daki düşman uçakları ise Rus bombardıman uçaklarına kıyasla ufak ve çok daha çevik avcı uçaklarıdır.
  • Hem siyasi hem de teknolojik nedenlerden ötürü çarpışmalar F-4’ün silahlarının etkili olduğu görüş ötesi menzillerde gerçekleşemez.
  • F-4’lerin ilk modellerinde top mevcut değildir. F-4’ler bu nedenlerden ötürü bir anda düşman MiG-17 ve MiG-19’ları karşısında neredeyse silahsız kalmışlardır.
  • Yakın hava savaşının gerektirdiği manevra kabiliyeti, silahlar ve belkide en önemlisi bilgi, eğitim ve deneyim, ne ilk F-4’lerde ne de dönemin pilotlarında mevcuttur…

F-4E 2020 TerminatorSonuç ise Kore’nin aynısıdır, ancak bu sefer taraflar yer değiştirmiştir. Kağıt üzerinde üstün olan Amerikan uçakları, basit Rus tenekeleriyle baş edemezler. Bunun üzerine hem F-4’lerde değişikliğe gidilir (uçaklara top eklenir, motorları güçlendirilir ve manevra kabiliyetlerini arttırıcı yapısal değişiklikler yapılır, ortaya F-4E çıkar) hem de pilotların kullandıkları taktiklerde değişikliğe gidilir, eğitimlerde yakın hava savaşına Top Gun türü özel eğitim programlarıyla ağırlık verilir.

Vietnam savaşında alınan dersler ve ardından batılı analistlerin yeni potansiyel Rus MiG-25’ini abartmaları (sonradan anlaşılacağı üzere yanlış istihbarata dayalı analizler sonucu – yerseniz..) neticesinde Amerikan Hava Kuvvetleri F-X koduyla F-4’ün yerini alması için yeni bir savaş uçağı projesi başlatır ve bunun neticesinde 4. nesil jet savaş uçağı F-15 doğar.

F-15, ablası gibi yüksek irtifa, yüksek hız, yüksek menzil ve savaş gücü karakteristiklerini halen taşımaktadır, ancak bunu yaparken manevra kabiliyetinden olabildiğince az ödün verilmeye özen gösterilir. Bunun belkide en büyük sebebi ucundan da olsa John Boyd’un F-X projesine katkısıdır ya da karışmasıdır… Belki de sırf bu sayede gelmiş geçmiş en başarılı hava üstünlük uçağı meydan çıkar.

Boyd bununla yetinmez, hatta F-15 tipi bir uçağı gereksiz bulur. Boyd’a göre bir avcı uçağı

  • Pilotuna sınırsız görüş imkanı sunmalıdır.
  • Hafif olmalıdır.
  • Manevra kabiliyeti yüksek olmalıdır.
  • Hava savaşı sırasında değişik manevralara geçerken enerji (hız) kaybı olabildiğince az olmalıdır.
  • Basit olmalıdır.

Boyd OODA temellerini alıp bunları bir savaş uçağına monte etmek istemiştir. Her bir özellik OODA’nın temel prensiplerini desteklemektedir. İlk olarak pilot etrafında olan biteni rahatça görebilmelidir ki uçağını tehdide yöneltebilsin. Yöneltebilmek için ise uçağın manevra kabiliyetinin pilota ayak uydurabilmesi gerekir. Bunun için ise uçağın olabildiğince hafif olması gerekir ki istenilen çeviklik elde edilebilsin. Tabii unutulmaması gereken bir başka nokta ise hava savaşının 3boyutlu bir ortamda gerçekleştiğidir ve bu yüzden bir uçağın aynı anda hem tırmanması hem de dönüşler yapması gerekecektir, ki bunların hepsi değişik oranlarda hız kaybına neden olacağı için, uçağın motoru, uçağın ağırlığından daha fazla bir güç üretebilmelidir. Ayrıca uçağın genel tasarımı da bu tip manevralardan en az etkilenecek şekilde olmalıdır. En nihayetinde ise pilot uçağı uçurmakla uğraşacağına, düşmanı haklamakla uğraşmalıdır. Bunun için uçağın kendisi ne kadar karmaşık olursa olsun, pilotun uçakla ve sistemleriyle etkileşimi olabildiğince basit ve sade olmalıdır.

Hal böyleyken Amerikan Hava Kuvvetleri F-15’in yanına ancak hem F-15’den çok daha ucuz hem de görece daha basit (ki rahatça dışarıya da satabilsinler…) bir başka 4. nesil avcı uçağı için LFX projesini başlatır.

Bir başka askeri pilot olan Albay Everest Riccioni ve sivil bir istatistkçi olan Pierre Sprey’in de yardımlarıyla Albay John Boyd LFX projesi için E-M teorisine uygun, OODA odaklı, hafif, kendi ağırlığından daha yüksek güç üreten tek motora sahip savaş uçağı projesine, tüm askeri bürokrasi, çıkarlar ve egolara rağmen dalar (öyle bir dalarlar ki adları Lightweight Fighter Mafia olarak anılır). Ortaya Amerikan Hava Kuvvetleri için F-16 ve ardından Amerikan Donanması için F/A-18 çıkar (aslında LFX projesinin kaybedeni YF-17’nin devamıdır)

Soloturk

4 tane harfin sembolize ettiği kafa yapısı sonucunda ortaya çıkan F-16, tasarımı ve aerodinamik özellikleriyle, aviyonikleriyle, pilot – makine etkileşiminin rahatlığıyla ve uçağın performansıyla her bakımdan savaş uçakları teknolojisinde ve belkide altında yatan zihniyetle diğer tüm askeri araç ve yöntemler bakımından dönüm noktası olur.

Bunca şeyi okuduysanız eğer ve haklı olarak dünkü sorularla bağlantısını merak ediyorsanız, son bölüm yarın….